Film, VIII. Edward’ın iki kez boşanmış bir kadınla ilişkisi nedeniyle tahttan feragat etmesi üzerine kardeşi VI. George’un tahta çıkış sürecini anlatıyor.
Ancak büyük bir sorun var: II. Dünya Savaşı’nın eşiğindeki İngiltere’nin kralı, kekeme! Mikrofonu gördüğü anda bırakın cümle kurmayı, adam kilitleniyor. İmdadına, “hiçbir akademik ünvanı” olmayan bir konuşma terapisti yetişiyor.
Filmi izlerken hitabet in ne kadar önemli bir şey olduğunu daha iyi anladım. Bu durumu böylesine kaliteli bir örnekle öğreniyor olmak çok güzel. Peki kralın konuşması neden bu kadar önemli? Çünkü ‘Hitabet’in İngiliz sisteminin içinde 2. Dünya Savaşı gibi kilit politik meselelerden daha önemli olduğunu vurgulamak aslında. Bu doğrultuda da Hooper, filmini gerçek anlamda karakterin içine düştüğü açmazlardan bir politik taşlama yaratmaktan ziyade, doktor-hasta ilişkisi üzerinden ince hiciv dokundurmalarıyla yürütmeyi tercih etmiş. DEVAMINI OKU »
“Propaganda, bir doktrini tüm insanlara kabul ettirmeye çalışır… Propaganda, bir fikrin bakış açısından genel halk üzerinde çalışır ve onları bu fikrin galibiyetine hazır hale getirir”. Adolf Hitler bu sözleri, propagandayı Ulusal Sosyalizm ideallerini (bunların içinde ırkçılık, Yahudi düşmanlığı ve Bolşeviklik karşıtlığı vardı)yaymak için kullanmayı ilk kez savunduğu Kavgam(1926)adlı kitabında yazdı.
Aslında bu sözler yazılacak her şeyin özeti değil mi ? Medya dediğimiz şey belki de hayatımızı yönlendiren tek şey. Filmden bahsetmek gerekirse Yahudilerin Almanları aşağıladığı yüzlerce filmden yalnızca bir tanesi.
Film bana Chicago okulunu hatırlattı. Hipodermik şırınga modelini yani bu dönemde bilgilerin alıcılar tarafından sorgusuz sualsiz kabul edilmesi.
İşte tamda filmde Nazi propagandasının nasıl insanlara zerk edildiğinden bahsediyor. Horkheimer ve Adorno’nun yığınları dünyayı şekillendiriyor desem yanlış olmaz sanırım.
Goebbels, Hitlerin propagandasını en iyi yolla yani medyayı kullanarak yapmış. Buna en güncel örnek Barrack Obama’nın seçim kampanyası olur herhalde. Sosyal medyayla istediği her yere ulaştı ve şu an oturduğu koltuk sosyal medyanın ona bir hediyesi.
Mesela günümüze baktığımızda ne zaman İsrail bir katliam yapsa, hemen ardından “Hitler mağduru mazlum bir millet” film vizyona girer. Zihinler sürekli olarak ezilmiş bir toplumu izleyerek uyutulur. DEVAMINI OKU »
Merhabalar arkadaşlar geçtiğimiz hafta dolu dolu bir vize dönemi geçirdim blogla ilgilenmeyede pek fırsat olmadı açıkçası bu boşluğu hemen kapatma çalışmalarına başladım. Geçtiğimiz haftalarda gazetecilik dersi için izlemiş olduğum Truman Show filmi hakkında Frankfurt okulu ekseninde medya eleştiri yazdım sizlerle paylaşayım dedim :)
The Truman Show, medya ve gerçeklik üzerine düşünmemize olanak sağlayan bir film. Hikayenin orta yerindeki Truman Burbank aslında haberi olmasa da tam bir medya kahramanı. Katıksız bir “celebrity”. Yaşadığı kasaba, çevresindeki insanlar, evindeki eşi. hepsi, Truman’ın içinde bulunduğu yapay, kurmacadan ibaret dünyanın parçaları. Bu dünyanın adı “The Truman Show”. Daha ana rahmindeyken ne yaşayacağı planlanmış, doğduktan sonra da yetişkin olduktan sonra da aslında hala farkında olmadan uyumaya programlanmış bir kişi Truman. İsim seçiminden de anlaşılacağı üzere o şovun içindeki tek gerçek insan; yani Tru-Man. Yanı başındakilerse oynayanlar, oynaması gerekenler. Truman, prodüktör ve yönetmen Christof’un televizyon dünyasındaki reality şovundaki kişiden başkası değil.Mevcut şovlardaki kişilerden tek farkı, uzun yıllar izlendiğinin farkında olmaması; yürürken, koşarken, yemek yerken, gülerken aslında uykuda tutuluyor olması. Bu haliyle de aslında medyadan gelen mesajları düşünmeden alıp tüketen, tüketip mutlu olduğunu farz eden, sistemi sorgulamaya gerek duymayan yığınların uyku halinin bir simgesi. DEVAMINI OKU »





